Şiirlerde Büyük Taarruz

    • ÇADIRDAN GELEN IŞIK-CENAB OZANKAN
    • KOCATEPE- CENAB OZANKAN
    • ORDULARA BEDEL- CENAB OZANKAN
    • YİĞİDİ BIRAKMAYAN HAYAL- CENAB OZANKAN
    • BELENTEPE ŞENLİKLERİ- CENAB OZANKAN
    • TINAZTEPE’DE SOLUK- CENAB OZANKAN
    • ÇİĞİLTEPE- CENAB OZANKAN
    • MEÇHUL ASKER- CENAB OZANKAN
    • YENİ CİHANIN EŞİĞİNDE- CENAB OZANKAN
    • KADERDE ÖLÜMSÜZLÜK VARMIŞ- CENAB OZANKAN
    • ÖLÜM BEDENLERİNDE ERİDİ- CENAB OZANKAN
    • SON HÜCUM- CENAB OZANKAN
    • CANIMIZ UCUZ DEĞİLDİ- CENAB OZANKAN
    • MİLLİ MÜCADELE DESTANI- BEKİR TÜNAY
    • İSTİKLAL DESTANINDAN: BÜYÜK ARZU- ARİF HİKMET PAR
    • VATAN MACERASI- ARİF HİKMET PAR
    • ATATÜRK- ARİF HİKMET PAR
    • KARTAL BAKIŞLI DEHADAN MUSTAFA KEMAL’İN MANGASI- ARİF HİKMET PAR
    • İSTİKLAL SAVAŞINDA ATATÜRK- MESUT TARCAN
    • 30 AĞUSTOS ZAFER ARSLANLARI- MEHMET FARUK GÜRTUNCA
    • AĞUSTOS ŞAFAĞI- ŞAHİNKAYA DİL
    • ATATÜRK KOCATEPE’DE- KEMALETTİN KOÇ
    • KOCATEPE’DEN- DR. MUSTAFA ŞERİF ONARAN
    • ATATÜRK KOCATEPE’YE TIRMANIYORDU-MUZAFFER UYGUNER
    • ATATÜRK HEP KOCATEPE’DE- OSMAN ATTİLA
    • YAY BEDENLİ ADAM KOCATEPE ÜSTÜNDE- ABDULLAH RIZA ERGÜVEN

     


     

    ÇADIRDAN GELEN IŞIK-CENAB OZANKAN 
    Bir dere önüne kurulmuş 
    Başkumandan Paşa’mın çadırı 
    Büyük taarruzun arifesinde. 
    Gece perde çekmiş her yöne 
    Bırakmaz dağı, taşı görmeğe 
    Doyunca. 
    Paşam’ın çadırında bir ışık; hafifçe 
    Paşam’ın çadırında bir umut, 
    Paşamda bir kutsal düşünce... 
    Zafer yakın, şehadet bol, 
    Gazilik çok 
    İsteyince... 
    Bir gizli elden dökülür şehadet, 
    Paşam’ın adı dökülür 
    Besmelelerin ardı sıra 
    Sessiz türküler dolanır dillerde. 
    Asker hazır 
    Bir uzun yolculuğa 
    Gayri bir güzel düş, sıla... 
    Ne kıymeti var, hemşerim! 
    Cennet yolu açılacak 
    Şafakla... 

    KOCATEPE- CENAB OZANKAN
    “Yalnız yıldızlar biliyordu 
    Sırrımızı, 
    Gece katılmak istiyordu 
    Zaferimize, 
    Olanca karanlığiyle 
    Dolmuştu gözlerimize. 
    Bayıra tırmanıyorduk: 
    Önde neferler 
    Elinde fener, 
    Sonra bir büyük asker 
    Ve ardında bizler... 
    Taşlarda kayıyorduk, 
    Ayak ucumuzda 
    Kayboluyordu ışık. 
    Zaferin bir ucu seher, 
    Bir ucu gruptu, 
    Yükseliyordu Kocatepe’ye 
    “Mustafa Kemal” adlı ordu. 

    ORDULARA BEDEL- CENAB OZANKAN 
    “26 Ağustos şafağı... 
    Başladı toplarımız 
    Ateş püskürmeğe erkekçe, 
    Kabus gibi düşmana çöktük 
    Altıyı çeyrek geçe... 
    Biz orada 
    Bir bölüktük ama 
    Çok vardı döşeğe yatarcasına 
    Toprağa uzanmamıza... 
    Yüzbaşı Agah 
    36 ncı Alayın 6 ncı Bölük kumandanı... 
    Babaydı, anaydı, herşeydi. 
    “Yılmayın evlatlar 
    Ardımızda taburlar 
    Fırka fırka kardeş var” dedi... 
    Üç takımla ilerledik 
    Doğrusunu sorarsan 
    Üç manga bile değildik... 
    Agah koptu yerinden 
    Ve yıkıldı birden 
    Yıldırım yemiş çınar gibi... 
    Kurşun yağıyordu 
    Rahmet misali... 
    Yüzbaşının kanlı eli 
    Birden açılıverdi, 
    “İntikam intikam! 
    Bölüğe selam, 
    Bakmayın dağa taşa 
    Başımızda ordulara bedel 
    Mustafa Kemal Paşa...” 

    YİĞİDİ BIRAKMAYAN HAYAL- CENAB OZANKAN
    Bir gruptu ki, kandan ateşten 
    26 Ağustos’un ardından gelen; 
    Bir kutsal düşüncenin ağırlığını yüklü 
    Gazi Başkumandan iniyordu 
    Kocatepe’den yavaş yavaş 
    Alnında şafak aydınlığıyla 
    Bir resim gibi doldu gözlerime 
    Ve büyüdü, büyüdü 
    Taştı gövdesinden bir yiğidin. 
    Kendinde değildi gayri, 
    Geçti içinden bir dilek 
    Yaşamak ne, bir hiçti ölmek... 
    Ertesi günün öğlesinde 
    Yaralı, sağlam 
    İlerliyorduk ölümün eşiğinde, 
    Mermi geliyordu karşıdan, 
    Bir o kadar da bizden. 
    Bayırlar sarsıldığı vakit 
    “Allah! Allah!”sesimizden 
    Yanımda belirdi o kahraman 
    Gördüm bir anda yıktığını üç kişiyi 
    Lakin düşünce bir obüs 
    Uçtu yanımdan ta öteye 
    Bir eli düşmanın boğazında 
    Öbürü süngü kabzasında... 
    Garip! Gözlerindeki manzara aynı: 
    Gazi Başkumandan tepeden indi, 
    Büyüdü büyüdü, 
    Adım adım 
    Ve taştı bedeninden yiğidin, 
    Söyledi künyesini 
    Yazık, iyice duyamadım...” 

    BELENTEPE ŞENLİKLERİ- CENAB OZANKAN
    “Öyle bir koşuştu ki; ölmezliğe 
    Kaynar havaydı göğüslere dolan 
    Alevlerdi; keskin acı ve bıçkın, 
    23 üncü Fırka hücumdaydı. 
    Zafer yeriydi 
    Bir nefeslik yakın... 
    Topçu ateşiyle dalların yandığı an, 
    Yükselen birşeydi büyük, 
    Göklere yükselen duman duman... 
    Kutsal duygularla 
    Doluydu benlikleri, 
    Cansız gövdelerin, 
    Yamaçlara bırakıldığı an 
    Belentepe’den genişliyordu, 
    Bayram şenlikleri... 
    Varan çoktu tepenin ardına 
    Toprakta kalanlar ise sıra sıra 
    Hasan, Ali, Ramazan’dı 
    Kömürden birer hatıra...” 

    TINAZTEPE’DE SOLUK- CENAB OZANKAN
    “26 Ağustos günü 
    Çığ gibiydi 57 nci Alay 
    Yayılıyordu ovalarca uğultu, 
    Parlıyordu çubuk çubuk alevler 
    Süngü uçlarında, 
    Cümbüşü sürüyordu ölümün, 
    Kabza eriyordu yiğit avuçlarında. 
    Yayılıyordu tekrar tekrar 
    Ovalar dolusu Allah adı, 
    Devşiriyrduk zaferin ilk meyvelerini. 
    Tınaztepe yaklaşıyordu bize; 
    Etekten doruga kadar kırmızı 
    Gördük kendimizi yamaçlarında canlı 
    Bir derin solukla saldırmak için 
    Kestik usulca hızımızı...” 

    ÇİĞİLTEPE- CENAB OZANKAN
    “İnatla dayandı düşman 
    Yerden bitercesine çoğala çoğala, 
    Mermiyle vur, 
    Dipçikle vur, 
    Tükenmez gavur oğlu gavur 
    N’edersin tez alamadık Çiğiltepe’yi, 
    Şehit verdik 
    Yiğit Reşat Beyi, 
    Tövbe ettik yaşamaya... 
    Daha gidecek can varmış helalinden, 
    Kader bu ya... 
    Gün ışığında karardı benzimiz 
    Vıcık vıcık gömleğimiz 
    Kan akar her damardan. 
    Sonunda 
    Söktük hepsini topraktan 
    Yalın ellerimizle, 
    Gözyaşımızda parladı Çiğiltepe, 
    Bir nur... 
    İnanmıştık, şehitler ile 
    Mustafa Kemal Paşa 
    Bizi korur...” 

    MEÇHUL ASKER- CENAB OZANKAN 
    “Çakıl Tepe’ye 
    Bir “hey!”lik ötedeydik... 
    Mermiler geçiyordu 
    Burnumuzun dibinden vızır vızır. 
    Bir alaydık hücuma hazır... 
    Belaydı düşman topçuları başımıza bela. 
    Lakin bir de bizi sorsana: 
    Bir anda fışkırdık yerden, 
    Olanca hıncımızla. 
    Düştük ardlarına 
    Kanlı vücutlarımızla. 
    Yağıyorduk üzerlerine, 
    Her birimiz birer gülle, 
    Uçuyorduk düşmana kuş hafifliğiyle... 
    Tükendi mermilerimiz 
    Ölümü yanımızda bulduk 
    Dipçiklerle boğuştuk. 
    Helalleştik. 
    Öldük, 
    Karakayalar’da abideleştik...” 

    YENİ CİHANIN EŞİĞİNDE- CENAB OZANKAN 
    “Cılız bir lamba ışığında doğar memleket, 
    Mustafa Kemal Paşa’mın şavkı gezer harita üzerinde. 
    Başkumandanlık savaşı ha başladı ha başlar, 
    Afyon ve Dumlupınar tepelerinde. 
    Yiğitler 
    Dağ dağ; 
    Zafer kolay candan vazgeçince. 
    Şehadet yaşamaktan büyük, 
    İnanç dolu gövdelerde, 
    Bir yeni cihan herkese kaderince...” 

    KADERDE ÖLÜMSÜZLÜK VARMIŞ- CENAB OZANKAN

     “11 inci Fırka... 
    126 ncı Alayın 
    6 ncı Bölüğünden bir manga, 
    Nasıl da atılıyordu batıya 
    Havayı bir solukta tüketircesine... 
    Düşman makinelisi yağıyordu 
    Ölüm yakınmış, uzakmış, 
    Bakan yoktu incesine, 
    Toprak adım adım uzuyordu... 
    Bir hamle daha yapınca bizim manga, 
    Yağdı yeniden zehir sağanak 
    Yapıştı Mehmetçikler, 
    Zevkini yitirdi yaşamak. 
    Baktı Gazi Başkumandan; 
    Bir manga yatmış yere, 
    Avını bekler gibi pusuda... 
    Dedi: İlerlesin bu manga!” 
    Lakin bir el topraktan uzamış; 
    Koskoca, 
    Yapışmış mangaya sıkıca... 
    Yiğitler ki emelleri dağılmış, 
    Güzel uyanıklığın acı düşlerinden 
    Dirildiler Gazinin gözlerinde yeniden, 
    Deyince “Meçhul asker yeri burası!” 
    Kımıldadı birşeyler taştan, ışıdı Adatepe-Çal arası, 
    Baaşladı manga yaşamaya 
    Canlı cansız bir katar 
    Aktı gitti batıya batıya... 

    ÖLÜM BEDENLERİNDE ERİDİ- CENAB OZANKAN
    “Düşman çember içindeydi, 
    Yolladı Fevzi Paşa’yı 
    11 nci Orduya 
    Gazi Başkumandan, 
    Ve birden belirdi, 
    Kemalettin Sami Paşa’nın yanında, 
    Girdi ateş hattına pervasızca 
    Gözleri çakmak çakmak 
    Alevler içinde Çal köyüne bakarak... 
    Dedi: “Zafer doğmalı, güneş batmadan.” 
    11 inci Fırka kahramanları saldırdı 
    Düşman yönüne, 
    Hem ıslak hem sıcak 
    Bir allıktı tenleri sıvayan 
    Ve ahretin eşiği uzadıkça uzadı 
    Canların göğüslerden koptuğu an. 
    Ardından erişti, 
    Gazi Paşa’nın bir emri daha 
    Göklerden iner gibi: 
    “Piyade ileri, topçular ileri!” 
    Kim bakarda mevziye, rütbeye gayri, 
    Sürdü atını 
    Avcı hattına Derviş Bey, 
    Tepeler yürüdü sanki hey. 
    Elsiz, ayaksız... 
    Mehmetler kurşundan külçe 
    Ölüm ne ki? 
    Bedenlerinde eridikçe...” 

    SON HÜCUM- CENAB OZANKAN
    “Bitişi geldiği vakit 
    İzmir’e çıkış macerasının, 
    Mustafa Kemal Paşa’m 
    Süzüldü ateş içine 
    Sanki gerçek değil efsane... 
    Toprak kaynıyordu için için 
    Yiğitler bir masal aleminde 
    Süngülüyor, dipçikliyordu 
    İçinde bir engin hıncın ve sevincin 
    Kimi tek atılışla 
    Aşıyordu tel örgüsünü, 
    Varıyordu kafir siperlerine 
    Kaya gibi çökercesine, 
    Berikinin kaplıyordu kan göğsünü, 
    Benzi sarı, kara, mor 
    Yaşamak kolay, 
    Ölmek zor, 
    Şehadet nazlıydı bazı kere 
    Ve hepsi atılıyordu zafere, 
    Barut burunlarında 
    Burcu burcu 
    Evvel Allah Ada Tepe’de 
    Bu hücum sonuncu...” 

    CANIMIZ UCUZ DEĞİLDİ- CENAB OZANKAN
    “Şafak şafak yandı gök 
    Bir kızılca kıyamet bitti 
    Kızıltaş yamaçlarıda, 
    Şehadetin sevinci eridi 
    Yaşamanın tadında... 
    Yeryüzü görmedi böyle bir savaşı 
    Makineliye karşı et 
    Topa karşı kemik saldırışı... 
    “Şahitti Belen Tepe, Tınaz Tepe, 
    Hele Zafer Tepe 
    Harman gibi savruluşumuza. 
    Ovalar can pazarına döndü 
    Düzlükte yitirdik kendimizi 
    Alın terimiz aktı kanımıza, 
    Düşman bedeninde bıraktık 
    Kırık süngülerimizi 
    Unuttuk gitti künyemizi... 
    Bir işti ki; 
    Büyük, kutsal, 
    Vurmuş başımıza 
    Doruklardan bir sarı ışık, 
    Mustafa Kemal Paşa yürüyordu; 
    Şehid, gazi karışık...” 

    MİLLİ MÜCADELE DESTANI- BEKİR TÜNAY
    “26 Ağustos 1922 
    Gün ışıkları alınlara değmedi...Şafak alabildiğine al... KOCATEPE’de MUSTAFA KEMAL... 
    Başladı zorlu savaş...Çatladı gök...Çöktü dağ... Koptu kızılca kıyamet... Vatan 
    yolunda bir döğüş bu...Ölen, sağ.....” 
    26/27 Ağustos 1922 
    Savaş bitmedi ki... Olanca hızıyla yürüyor... Zafer Mustafa Kemal’e yürüyor...Zafer Mustafa Kemal’e gülüyor... 
    Mustafa Kemal ateş... Mustafa Kemal kor...Mustafa Kemal vatanlaşıyor!... 
    Tepeler: yiğit yiğit...Tepeler; kilit kilit...Anahtar Mustafa Kemal’in...Mustafa Kemal geliyor; çekilin... 
    Bir ordu şahlanmış...Bir millet; vatan aşkıyla yanmış...Mustafa Kemal bir imanmış...” 

    27 Ağustos 1922 
    Taarruzda Mustafa Kemal’in askeri... Kurt Kaya; bizim...Erkmen Tepe elimizde... 
    Afyon yaslı...Ama; umut umut...Kayalıklarınca yüce...Bizim olacak alaca karanlık çökünce... 

    28 Ağustos 1922 
    Düşmanı kuşatıyoruz. 
    Yürüyor Kocatepe...Yürüyor; denizlere...Yürüyor; yerden göke...Gökte yıldızlar iri...Kocatepe de özlemiş denizleri...Yürüyor denizlere doğru, ağaç, su...Mustafa Kemal’in askeri bu...” 

    29 Ağustos 1922
    Yollar; İzmir’e doğru...Düşman; kurtulma çabasında...Bakmıyor arkasına...Kaçıyor... Kaçanlar; az...Yollar kapalı Yunan’a...Kaçamaz... 
    Amansız bir izleme...Durma, duraklama yok...Sürecek gündüz, gece...Her zaman, Her yerde taarruz” Artık, gediksiz kuşatıyoruz...” 

    30 Ağustos 1922 
    Başkumandanlık savaşı... 
    En küçük birliklere dek, Mustafa Kemal emredecek... Son koz... Düşman sıkıca çemberlenecek...Yorgunluk ötelere...Çemberden kurtulana, arasız izleme... 
    Amaç; açık... Emir; kesin... Suları MUSTAFA KEMAL’i bekliyor Akdeniz’in... 
    “ORDULAR! HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR İLERİ!” 
    Duyuldu dört yönde bu sesin akisleri...” 

    İSTİKLAL DESTANINDAN: BÜYÜK ARZU- ARİF HİKMET PAR
    “Ağustos gecesinde mavi ışıklar iniyor tepelerden, 
    Lacivert bir yelpaze gibi açılmış gökyüzü. 
    Gazi, çadırdan çıktı, arkasında paşalar, 
    Meşin kırbacı dizlerine vuruyor. 
    Şöyle bir yukarı kaldırdı başını: 
    Bayrağa gönül vermiş gibi yıldızlar... 
    Sonra heyecanla İsmet Paşa’ya soruyor: 
    -Erat hazır mı İsmet? 
    -Herşey tekmil, Paşam! 

    O bir ayna gibi bilirdi içimizi 
    Gözlerinde yarın ki şafklardan izler 
    Karanlıkta baktı, parıldıyor süngüler... 
    -Merhaba asker! dedi, 
    Saflar önünden geçti; 
    Mehmetler “Yaşa, yaşa!” diyordu. 
    O altın saçlarını vermiş geceye 
    Şimdi herşeyi unutmuş. 

    Yalnız büyük bir aşkla 
    Afyon sırtlarına doğru 
    Haşmetle kartallar gibi süzülmek istiyordu. 
    Bir alev çağlayanı halinde 
    Akdeniz’e dökülmek istiyordu.” 

    VATAN MACERASI- ARİF HİKMET PAR
    ... Kocatepe’de erat intizardadır, 
    Bir çadır içinde paşalar, 
    Son taarruz planlarını hazırladılar. 
    Mustafa Kemal gökler gibi susuyor düşüncden 
    Atın bir meyva gibi zafer yoldadır. 
    İsmet Paşa iyilik ve zekadır, doğuyor cepheden, 
    Kalpağında ayyıldızı parlayan Fevzi Paşadır. 

    Akşamdır, gün kavuşmak üzeredir, 
    Paşaların Afyon ovasında gözeri. 
    Toplar şafakla birlikte patlayacak, 
    “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” 
    Kayalar bir sallanışın peşinden inledi. 
    Toplar bir ağızdan gürlediler mertçe 
    Bir mucize belirdi Kocatepe’den, 
    Zafer ilk defa kendini verdi cömertçe 

    Süvariler dört nala düşman peşinde, 
    İzmir’e doğru yolculuk başladı 
    Dokuz Eylül, Ege denizinde bir akis, 
    Mehmetçiğin rüyası... 

    ATATÜRK- ARİF HİKMET PAR
    Gülhane’de düşünür gözlerim, ağlarsın 
    Kasım rüzgarları alev alev saçlarını dağıtır 
    İzmir’de mübarek ellerin uzanmış ordulara, 
    Ordular sana Dumlupınar’ı hatırlatır. 

    Şimdi seni Kocatepe’ye çıkarken görüyorum: 
    Ağustos şafağında bayrağımın alı vurmuş içine 
    Vatandır geniş omuzlarında yükselen 
    Eminim kalpağından topuğuna kadar bizi düşündüğüne 

    Şimdi pırıl pırıl süngülerle İzmir yolundasın, 
    Mavi şimşekli bakışların “İleri!” diyor. 
    Yedi cihan dize gelmiş önünde 
    Sen Mehmetcik’in alnından öptüğü insansın 

    KARTAL BAKIŞLI DEHADAN MUSTAFA KEMAL’İN MANGASI- ARİF HİKMET PAR
    Askerler geceyi beklediler, 
    Bozkır gecesini. 
    Sıcak toprak üstünden 
    Bir buğu yükseliyordu 
    Yıldızlara baktı Hasan Çavuş 
    Dedi: “emme de parlak bu gece” 
    Bir sigara yaktı 
    Mangasından tekmil getirdi Memiş Onbaşı: 
    Aydınlı İsmail’in bacağında sızı varmış, 
    Tireli Hüseyin sabaha kadar uykusuz kalmış. 
    Bodur Ali ah diyor bir memlekete gitsem, 
    Yine hafiften bir türkü tutturmuş, 
    Giresunlu Rüstem. 
    Tüfeği elinden düşmez Bergamalı Ahmed’in, 
    Avrat, tüfek, at, 
    Namus sözüdür, diyor 
    Büyük taarruz bir an önce başlasın istiyor. 
    Az ötede Mustafa Kemal’in çadırı, 
    ecede bir gümüş ehram gibi parıldar. 
    Kapısında bir nöbetçi 
    Kulak vermiş içerdekileri dinliyor. 
    Silah sesleri duyar gibi 
    Ürperiyo yağız teni. 
    Kulakları pusuda bir kaplan gibi dikilmiş, 
    Düşünüyor Büyük Taarruzun neticesini... 

    “Mustafa Kemal’i gördüm, Birşeyler süzüldü ışık ışık içime. 
    Daha dağ, daha kaleyim 
    Bir başlasın top sesleri hele, 
    Afyon’a girmezsek iki saatte 
    “Öleyim” diyor. 
    Mustafa Kemal’in mangasında, 
    Korkudan eser yok 
    Günlerdir yarı aç, yarı tok, 
    Bir kaşık tuzu bulunsun diye vatan macerasında, 
    Paşalar Paşasının kumandasında 
    Zaferder zafere koşuyor. 

    İSTİKLAL SAVAŞINDA ATATÜRK- MESUT TARCAN
    Sakarya kan akıyor boydan boya! 
    Mehmetçik artık ayağa kalktı. 
    Mavi bir alev geçti gözlerinden, 
    Savaşan kuvvet değil haktı. 

    Yirmi altı Ağustosta, 
    Karanlıkta düşman tel örgüleri... 

    Birşeyler ağarıyor etrafta, 
    Mehmetçiğin tetikte eli. 
    Saflar hücuma hazırdılar 
    “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz! İleri!... 

    30 AĞUSTOS ZAFER ARSLANLARI- MEHMET FARUK GÜRTUNCA
    Bu zafer, bir daha dünyalara anlattı ki türk, 
    Sinesinden yaratır koskocaman bir Atatürk! 
    ... 
    Öpüyorken sarı yıldızları Porsuk suları, 
    Kaç zamandır heyecandaydı o Türk orduları... 
    Durmadan coşkun alaylar geliyor Ankara’dan, 
    Ne de arslan gibi kuvvetli yaratmış yaradan!... 
    Ordular sel gibi taşkın akıyor cephemize: 
    Hepsinin hasreti: yalnız o güzel Akdeniz’e!... 
    ... 
    Koca Gazi, ne büyük örneği olmuş her erin, 
    Kudretinden, gücü artmakta her arslan neferin! 
    Başlıyorken daha hür bir savaşın ilk gününe 
    Nice dillerde sualler: “-Paşanın yaptığı ne? 
    Paramız var mı, silah var mı, tüfek, top var mı? 
    Koca bir orduyu tek söz yeniden toplar mı? 
    “-Yok, demiş başkomutan , yok biri...lakin olacak, 
    Bu vatan ölmeyecek hiç... Bu vatan kurtulacak! 
    Paramız yok, topumuz yoksa da bundan ne çıkar? 
    Türkün imanı, çelik azmi, çelik kolları var... 
    Şanlı bir orduya bin taç örecek istikbal, 
    Yeniden yükselecek Türk’ün olan istiklal... 
    ... 
    Üç kahramanın verdiği tarihi karar bu: 
    Saldırmalı Afyonlara bir cephe grubu! 
    Toplar döğüyorken uzayan sırtları yer yer, 
    Yüzbin kişilik ordu, şafaklarla beraber! 
    -Düşman, hazır ol harbe!... diyip süngüyle kalksın, 
    Yaksın yedi kat gökleri, toprakları yaksın! 
    Bitsin de hazırlıklar ayın yirmi beşinde: 
    Lavlar gibi yansın hasım imha ateşinde! 
    Şimşek gibi birden bu haber orduya gitti... 
    ... 
    Kalpler heyecandan vuruyor...hiç uyuyan yok, 
    Yorgun düşerek toprağa bir baş da koyan yok! 
    Her saniye bir asra yakın...öyle uzun pek, 
    Herkeste merak bir: gecenin fecrini görmek! 
    Her ruh, anıyor sevgili bir çehreyi şimdi, 
    Mehmet düşünür köydeki gül Emne’yi şimdi. 
    Zabit: “girebilsek o güzel İzmir’e” derken. 
    Bir ince yüzün hattı geçer belki içinden? 
    Tam işte saat üç...uyanık ordu...bölükler... 
    Neredeyse verir emri, karargahta, büyükler!... 
    Her saniye yıl...işte saat; üç buçuk oldu, 
    Tam şimdi saat dört...geliyor: ilk ateş emri, 
    Yurdun doğuyor şimdi ufuktan iki fecri! 
    ... 
    Karşı dağdan fecir artık açıyorken gözünü, 
    Topçular söyledi mermiyle ateşten sözünü: 
    Kara boşlukları tarrakalı sesler yardı, 
    Dağların üstünü sislerle dumanlar sardı! 
    Kalecik sivrisinin üstünü toplar yıkıyor, 
    İkiyüz toptan alev gözlü ateşler çıkıyor! 
    Fırlıyor karşı dağın toprağı birden havaya, 
    Bir kıyamet gününün haşmeti çökmüş ovaya. 
    Göklerin kan saçıyor aldığı mermi yarası, 
    Başka bir hal alıyor şimdi savaş manzarası: 
    Yayalardan koşuyor avcı hücum dalgaları, 
    Bir hücum dalgası birden aşıyor karşı yarı! 
    Bir hücum dalgası, akmış Tınaz’ın tellerine, 
    Bakmıyor kimse gökün kanlı şarapnellerine!... 
    Patlıyor bomba, çıkıyor süngü, bıçak... 
    Mangalar telde gedikler açarak atlayacak! 
    Durarak, süngüsünün silmede Mehmet pasını. 
    Kahraman onbaşı Ahmet atıyor bombasını... 
    Örgünün orta yerinden açık artık bir yol, 
    Geçiyor atlayarak telleri asker kol kol!... 
    Bombalar patlayan Afyon yolu sırtında o ne? 
    Mehmet, al bayrağı dikmiş Kaleciksivrisi’ne! 
    Kahraman mangalar artık yere yat...kalk...ileri... 
    Karşı hatlarda parıldat o güneş süngüleri!... 

    Bu Ağustos günü tarihte hayat, şan günüdür, 
    Bu ağustos günü hürlük günüdür, tan günüdür!... 

    Bu Ağustos günü bir kurtuluşun ilk güneşi, Bu Ağustos günü bir hürriyetin ilk ateşi! 
    Bu Ağustos günü dünyalara bildirdi ki yurt, 
    Sokmaz arslan doğuran toprağa bir yırtıcı kurt!... 
    Bu Ağustos günü, Türkün yeni bir ufku doğup 
    O felaket, o esaret günü etmişti gurup... 
    Bu Ağustos günü tarihe ışıklar saçtı, 
    Şanlı bir Dumlupınar harbine yollar açtı! 

    27 Ağustos 
    Yeniden fırladı yüzlerce bölük ertesi gün, 
    Yeniden boşluğu dolmuştu şarapnelle, göğün... 
    Yeniden aktı ufuktan o barut, kan kokusu, 
    Dereler kan... tepeler kan... akıyor kan gibi su!... 
    Yarıyor ordu, bütün cephe derinliklerini... 
    Topla, bayram yaparak, Fatma gelinliklerini. 
    Çırpınıp bekleme artık savaşın sen sonunu, 
    Ordumuz bağrına bak... bastı güzel Afyon’unu. 
    Başkumandan giriyor şehre muzaffer, mes’ut... 
    Kokuyor, her yeri Afyon dağının kanla barut!... 
    Bir gün evvel balo vermiş o kumandan nerde? 
    Bir fedakarlığı görsün şu fedailerde!... 

    Gece halk şenliği var... Şanlı davullar vuruyor... 
    Atlılar, garba akıp düşmana ağlar kuruyor!... 
    Sallıyor manga, bölük her kola şimşek palalar, 
    İşte Türk böyle ezer, böyle kırar, böyle yakar!... 

    29 Ağustos 
    Her taraftan geliyor şanlı zafer müjdeleri, 
    Bekliyor yalnız o aslan, gelecek son haberi... 
    Yarın artık duyulur son zaferin şanlı sesi, 
    Geçiyor artık durmadan Afyon’dan esir kafilesi! 
    Geçiyor fırka, bölük, ordu...perişan kollar, 
    Kaçamaz Dumlu firarileri: Türk atlısı var. 
    Gece bir uykuya dalmak, Ata yorgun uyuyor, 
    Kimbilir galibiyetten ne kadar haz duyuyor! 
    Tam şafaklar söküyorken alıyor son haberi, 
    Parlıyor mavi deniz gözlerinin şu’leleri! 
    İşte düşman Çal’ın üstünde sıkışmış kapana, 
    Ne kadar mutlu bu arslanca savaşlar yapana! 
    Ata! İsmet! koca Çakmak! gülüyor şan da size, 
    Dumlu’dan orduyu artık akıtın Akdeniz’e. 
    ... 
    Ata’nın harikadır Dumlu’da meydan savaşı, 
    Dumlu’dur Afyon’a son harikalar arkadaşı... 
    Bir yaratsın iye Gazi, bu büyük şahikayı, 
    Aşıyor kırları, ormanları, binbir kayayı!... 
    Geçiyor bir koca mermiyle yaratılmış yardan, 
    Geçiyor kanla dolan bir dereden, yollardan! 
    Geçiyor, koskoca mermi taşıyan kağnıları, 
    Geçiyor sırtları kambur, dönemeç sağrıları! 
    Uçarak, ordu karargahına artık geliyor... 

    Çal köyünden de ateş, lav ve duman yükseliyor... 
    Ordu artık yürüyor garba bir oktan hızlı, 
    Kaçıyor düşman uzak dağlara erkek-kızlı 
    Koca dahi, görüyor cepheyi artık tepeden, 
    Ordumuz burda çelik bir kale, yekpare beden! 
    İstiyor başkomutan şimdi alınsın şu tepe, 
    Sonra kıskaç gibi çevrilsin uzaktan bu tepe!... 
    Bombalar girmeli, fırlatmalı harp mevziini, 
    Bir mezar yapmalı düşmanlara artık bu ini... 
    Başkumandanları hasmın ne kadar çırpınıyor, 
    Generaller kaçıyor, fırka, alaylar sınıyor! 
    Sanki toplarla tüfeklerle o mitralyözler, 
    Öldüren hassayı kaybetmede artık yer yer! 
    Avcumuz şimdi şimalden ve cenuptan akıyor! 
    Topların fasılasız yangını dağlar yakıyor! 
    Bir cehennem oluyor karşıki düşman siperi, 
    Son güneş şulesi al al boyuyor süngüleri ! 
    Akıyor fırkamızın selleri her lahze öte, 
    Sokuyor düşmanı baştan başa mağlubiyete! 
    Gürlüyor toplar uzaktan daha coşkun, sıkça... 
    Ufkun üstünde güneş mağlubiyete yaklaştıkça 
    Bir kıyamet kopacak, belli, ölümlerle dolu! 
    İnhidam var... doğuyor Türke halas, müjde yolu! 
    İnhidam olmalı zulmette, bu lazım olacak!... 
    Bir güneş parlayacak, başka güneşler solacak! 
    Gecenin gölgesi kaplarken uzaktan yakını, 
    Ordular sırtlara yapıyor son akını! 
    Şimdi yok karşıki vadide o düşman kuvvet, 
    Onu mahvetti o Mehmet’teki eşsiz kudret: 
    Hiç unutmaz koca tarih yapılan kahpeliği: 
    Son kalanlar arıyor kaçmak için son deliği! 
    Zaferin haşmeti zulmette görülmez ki bugün, 
    Anlatır herşeyi ilk fecri, yarın gökyüzünün! 
    Atamız ertesi gün gezdi savaş meydanını, 
    Gördü sonsuz zaferin son azamet, son şanını! 
    O coşan kalbini herşey mütehassis etti, 
    Görülenler ne de korkunç, ne kadar dehşetti: 
    Sırtların üstü, o vadi, dere: kan manzaralı, 
    Ölü dolmuş ova, baştan başa... her yer yaralı... 
    Dereler namütenahi dolu teçhizatla, 
    Ya esirler: geçiyorlar ovadan süratle!... 
    Sağ kalanlar çekiyorken o beyaz bayrağını, 
    Kuruyor ordu o gün (Dumlupınar-Çal) ağını, 
    Ata artık veriyor Mehmed’e en son emri: 
    -Akdeniz’dir hedefin ey koca ordum ileri!... 
    Başkumandan, general, fırka, tabur hepsi esir: 
    Duramaz hiç o günün haşmeti üstünde şiir!... 
    Ordu ondört gün uzun yolları coşkun aşıyor, 
    Bir deniz dalgası halinde ufuktan taşıyor! 
    Köylüler karşılıyor sancağı her gün saf saf; 
    Adalardan bile artık kaçıyor karşı taraf!... 
    Giriyor atlıların başları masmavi suda, 
    Dokuz Eylül’de güzel İzmir’e Türk ordusu da!... 
    ... 
    Bu zafer, tarihin altınla yazılmış zaferi, 
    Bu zafer, Türkün asil ordusunun şaheseri! 
    Ne yiğitlikle alınmış, kazanılmış bu zafer, 
    Ne çetinlikle, ne kudretle kurulmuş bu eser!... 
    Bu eser, miletimin ölmeyecek abidesi, 
    Bu eser, Türkeli’nin, hürriyetin şanlı sesi! 
    Bu eserdir, Türk erinin, zabitinin timsali! 
    Bu eserdir, milletimin ülküsü, istikbali! 
    Vatan uğrunda ölen erlerin, ancak, bu eser 
    Bir avuç toprak olan kalbini güllerle bezer! 
    Bu zafer, bir daha dünyalara anlattı ki türk, 
    Sinesinde yaratır koskocaman bir Atatürk 
    Bu eser bir daha öğretti ki altın tarih, 
    Yeniden yurda verir bir Atatürk, bir Fatih! 
    Yeniden yurda verir kahraman evlat: İnönü, 
    Durmaz aydınlanır artık yeni tarihin önü! 
    Seni söyler, o Tınazlar, o Belenler, o Uşak... 
    Sana bir taç öremez gökteki bin renkli kuşak! 
    ... 
    Ey zafer arslanı! Ey kahraman asker! ey Ata, 
    Aktı destanlarının aksi Meriç’ten Fırat’a... 
    Taştı coşkun zaferin namesi ta Akdeniz’e... 
    Sen zafer neş’esi verdin bu coşan kalbimize!... 
    Sen bugün ülkede şan rüzgarı estirmedesin! 
    Yeni kuvvet veriyor kalbe ateşten nefesin! 
    Hatıran Türkeli’nin her tarafından taşıyor! 
    Görmeyenler seni erkek ve kadın ağlaşıyor! 
    ... 
    Ey zafer arslanı! Ey kahraman asker! Ey Atam... 
    Duyduğum hisleri mısra’la yazıp anlatamam! 
    Ne zaman gözlerimiz Dumlupınar’dan kalksa, 
    İzmir’in ufkuna bir lahza derinden baksa: 
    Görürüz, gösteriyorken seni parlak denizi; 
    -Ordular... İlk hedefimdir, dediğin Akdeniz’i”... 

    AĞUSTOS ŞAFAĞI- ŞAHİNKAYA DİL
    Bir Ağustos şafağı 
    Ölüm-dirim savaşıyla uyandı evren 
    Gürül gürül ırmaklar gibiydik 
    Yedisinden yetmişine dek. 

    Şimşek şimşek çaktı bir ulu ses Kocatepe’den 
    Aydınlandı bütün Ağustos sabahları 
    Kan gövdeyi götürüyordu 
    Bütün gücüyle yüklendi düşman 
    Mustafa Kemal’in ordusu 
    Deniz deniz-dalga dalga 

    Nasıl da kaçıyordu düşman sürüleri 
    Öyle sefil, öyle perişan 
    Koca Türk’tü şahlanan 
    Kükreyen arslanlar gibiydik 
    Ellerimizde bayrak- yüreklerimizde vatan! 

    Ölüm-kalım savaşıydı bu 
    Ya egemenlik ya ölüm! 
    Yaman vuruşuyorduk yaman 
    Özgürlük adına, Türklük adına 

    Aydınlandı 26 Ağustos şafağında memleketim, Türkiye’m 
    Son sözünü söylüyordu Mustafa Kemal: 
    “Ordular; ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri 

    ATATÜRK KOCATEPE’DE- KEMALETTİN KOÇ
    Gecenin sonunda Kocatepe’de Gazi dimdik 
    Ağarmayabaşladı doğu 
    Gün vuruyor kayalara, dağlara 
    Bu koca gün 
    Çevresinden büyüdü Atatürk’ün 

    Kocatepe’de Gazi düşünceli ama kavi 
    Taşlar, otlar, insanlar 
    Burda ve ötelerde; 
    O’ndan büyük kahraman görmedi 

    Şimdi deniz kıpır kıpır 
    Vatan gecelerinde 
    Şehirler aydınlık 
    Okullarda çocuklar 
    Gazinin ismini yazıyor 
    Büyük harflerle 

    KOCATEPE’DEN- DR. MUSTAFA ŞERİF ONARAN
    Bakıyordum resme; 
    Bir bakır çerçevede 
    Bozkır akşamlarının manzarası... 
    Sonra Gaz Paşa giymişti siyah bir kalpak, 
    Karşı dağlarda uzak bir yere bakmaktaydı. 
    Ne vakitten beridir düşmez elinden cigara, 
    Resme baktıkça silah sesleri, cümbüşlü gece, 
    Bırakır kendini hülyama bakır çerçeveden. 

    Kavgamız her yiğidin harcı değil! 
    Vakit erişmiş, 
    Uyuyan hıncı uyarmak vakti, 
    Yürüyüp düşmana deryalara varmak vakti... 
    Bu yürek harcayacak kendini bundan böyle; 
    Kahraman sabrı perişan geceden kurtulmuş, 
    Memeden Mehmet olup yollara düşmüş gayri 
    Vakt erişmiş, 
    Yaşamak kavgada destanlarca, 
    “Bir hilal uğruna” can vermek için... 

    Karşı dağlarda uzak bir yere dalmış Gazi... 
    Bu Ağustos gecesi 
    Ne kadar canlı böcekler böyle! 
    Ne sabırsız bu ağır başlı, karanlık toprak! 
    Büyük insan dalgın; 
    Büyük insan ne muazzam duruyor! 
    O ne heybetli duruş ey Tanrım! 
    Ürperen manzara hasretle bakar heybetine. 
    Sıra dağlar gerinip yaslanıyor gurbetine, 
    Korkuyor, gölgesi vurdukça uzaktan, dağlar... 

    ATATÜRK KOCATEPE’YE TIRMANIYORDU-MUZAFFER UYGUNER
    Göklerden başlamıştı sabah 
    Mavi mavi aydınlanıyordu dağlar, 
    Mavi bir ışık yayılıyordu ağustos sabahına 
    Mustafa Kemal’in gözlerinden... 
    Kocatepe’ye tırmanıyordu düşünceler içinde, 
    Düşünceler içinde emin ve kararlı. 
    İnatçı bir sessizlik çökmüştü dağlara, 
    Askerleri siperlere gizlenmişti, 
    Duyuyordu onların ve milletinin duyduğunu, 
    Görüyordu dağların kalkınıp birer birer 
    Peşine takıldığını... 
    Gözleri saatteydi, 
    Bütün askerlerin gözleri saatlerinde 
    Dünya gene dönüyor, 
    Sular gene akıyor, 
    Mavi denizlerin kıyıları köpükler içinde gene; 
    Dalgalar gibi savaşır bir ordu 
    Mustafa Kemal’in içinde... 
    Kocatepe’ye tırmanıyordu Mustafa Kemal, 
    Emin ve kararlı. 
    Acı bir sessizlik çökmüştü dağlara... 

    ATATÜRK HEP KOCATEPE’DE- OSMAN ATTİLA
    Bilelim Atatürk Kocatepe’de 
    Gün doğacak her günkünden iri 
    Kanatları altında Afyon şehri 
    Bilelim Atatürk Kocatepe’de 

    Gazi tepelere dirsek dayamış 
    Kestirir Dumlupınar ovasını 
    Kuşlar, dağlar, taşlar uyuyamamış 
    Almak için komutasını 

    Siperler boyunca tetikte ordu 
    Toprak çekiniyor nefes almaktan 
    Bütün yıldızlar tir tir titriyordu 
    Yeni gün başlama üzere bayraktan 

    Şuhut’tan esen yel yamaçta serin 
    Doruklar kızıla boyanmak üzere 
    Gazası yakın gazi tepelerin 
    Sincanlı ovası uyanmak üzere 

    Yekindi o sabah Kadifekale 
    Çiğiltepe, Belentepe... yol alır 
    Millet düşmüş yayan yapıldak yola 
    Paşalarım Atatürk’ten kol alır 

    Düşman gelecekken gafil, habersiz 
    Sular gür gür akar, deniz el çırpar 
    Sen olmasan atam gözümüz fersiz 
    Atam bu yürekler seninçin çarpar 

    Seni Kocatepe’de bulduk Atam, 
    Kocatepelere çıkardın bizi 
    Gösterdiğin yolda kurtulduk Atam 
    Yolundan ırak etme cümlemizi 

    YAY BEDENLİ ADAM KOCATEPE ÜSTÜNDE- ABDULLAH RIZA ERGÜVEN
    Çıkıyordu bir dağ yamacına 
    O gök gözlü o kalpaklı adam 
    O kara çizmeler ayağında 
    O pırıl-pırıl mahmuzlu 

    Esip çiğniyordu şimdi 
    Toprağı usanmadan 
    O gök gözlü o kalpaklı adam 

    O ne düşünüştü o Tanrım 
    Vatanca 
    O ne dağ bedendi öyle 
    Yaylar gibi 

    Kaçsaydı artık düşman 
    Kaçsaydı iyi ya 
    Kurtulamazdı pençesinden ölümün 
    Öyle kolay-kolay 
    Durulur muydu karşı 
    Hiç o yay bedenli adama 
    Kocatepe’de 
    Bir defa kestirmiş gözüne 
    “-Ordular ilk hedefiniz Akdeniz...”

    Akdeniz